Her geçen gün, aleyhimize işleme devam ediyor. Hayat mağrur ve dikbaşlı. Nisyan içinde tepkilere devam ediyorum. Hatırlasak, bu tepkilere ne hâcet değil mi? İnsan dilinde saklar, olacak olanları sanki? Bir şey kınasa, ölmeden başına gelmez. İddia makamında şarkılar bestelese, sınanmadan göçmez. Dil, aslan gibidir derler. Zapt etmezsen parçalarmış. Doymak bilmezmiş dil. Önüne ne gelse yermiş.…
“Her dakikımız, yapabildiğimiz şeyler için bir miattır. Her an bir eşref saattir. Hayat bir hesap cetveli değil mütemadî bir doğuş, oluş, ve küçük küçük ölüşlerdir. Hayat yapabildiğimiz şeylerdir. Nasıl ki her saniye doğanlar ve ölenler vardır. Ne hayatı, ne de ölümü münasip gördüğümüz miada ayar edemezsiniz. Mademki ölüm bizi her anımızda yakalayabilir, ölümden kaçırdığımız her…
Fotoğrafa baktığım zaman, zamanın, tıpkı fotoğrafın içinde gizlenmiş (?) olduğu gibi benim içimde de gizlenmiş olduğuna şahit olurum. Bir fotoğrafa nazar, beni zamansız bir mekana intikal ettiriyor. Orada, sanki, zaman askıda kalmış. Fotoğraf karesinin içerisinde, şimdiki ben ile seyahat ediyorum. İçinde kaldığım sürece -fotoğrafa şu an itibariyle bakan ben- hafızam karıncalanıyor. Bir tebessüm yüzümü kaplıyor,…
Günlerin nasıl geçtiğini anlayamadan, günler bizi delip geçiyordu. Her yerimiz delik deşik olduğu halde, gündelik vazifemize sarılmış, yaşamaya çalışıyoruz. Kalbi ağrıyan insana ne demek lazımdı? Baharı seyretmek nerede kaldı artık? Hakikaten, mevsim seyredilebilir bir şey mi? Mevsim, gözümüzün önündeydi her zaman, öyle değil mi? Yaprakların rengi, gökyüzünün bulutlarla boyanması, bu dehşetengiz dünya, aciz insan, dağın…
Yazar tam olarak ne yapar? Bir yazar, neyi yazar? Neden bir yazarı severiz? Bir yazardan etkileniriz? Neden? Yazar, neyi yazmıştır? Alıp verdiğimiz nefeslerin arasında, olup biten şeyleri idrak edebilene yazar mı denir? Bir nefes aldım, tuttum. Verdim. Bu sırada neler oldu? Ne olduğunu söyleyeyim mi? O an öldü. Mâziye karıştı. Artık geçmiş bir ân. Ölü.…
Halkın (avamın?) âdetleri üzere yaşamak, beni atalete sevk ediyordu. Herkes gibi yaşamak, herkes gibi gülmek, herkes gibi tepki vermek, herkes gibi giyinmek, herkes gibi herkes gibi herkes gibi. İçgüdülerime baktığım zaman, şöyle kendimi bi’ yokladığım zaman, buraya doğru bir temayülüm varmış gibi hissediyorum. İster istemez, herkesin âdeti üzere yaşamaya çalışıyorum. Aynaya bakışım, tıpkı meşhur aktörler…
Şu an burada bulunarak şahit olduğum şeyden mesul değil miyim? Şu an bu âna şahit oluyorsam, burada bulunuyorsam, değil miyim mesul? Bu rüzgar boşuna esmiyor değil mi? Kim bilir hangi evin havasını temizliyor… Kim bilir hangi kerih kokuları uzaklaştırıyor… Kim bilir hangi ağacın yükünü alıyor… Kim bilir hangi pencerenin boşluğundan sızarak evin içinde içli bir…
Hatıralar tekrar hatırlanana kadar beklermiş. Belki hiçbir zaman hatırlanmayacak olmasına rağmen, insanın hafızasında, hatıra, hatırlanmayı sabırla bekler. Sabırla, sessiz bir şekilde bekler. İnsan da gündelik hayatında bir o yana bir bu yana sallanarak, o hatırayı hatırlamamak için elinden geleni esirgemez. Her şeyi esirgemesini bilen insan, o hatırayı hatırlamamak için elinden hiçbir şeyi esirgemez. Vakit gelir,…
Bireyin dış dünya ile olan ilişkisinde zaman parçalanmış bir haldedir. Parçalanmış zamanın içerisinde birey, içselliğinden uzaklaşır. Parçalanmış-matematiksel-pratik zamanın içerisinde birey, dar manada sosyolojik ve psikolojik cihetlerin esiridir. Bireyin içselliğine kavuşabilmesi için, parçalanmış-matematiksel-pratik zaman dilimini aşıp, an’a ulaşması gerekir. Bireyin, parçalanmış zaman dilimini aşabilmesi için içselliğine yaklaştıracak bir tecrübeye ihtiyacı vardır. Bu tecrübelerin hududu yoktur. Bu…
Askıya alınan zamanları özledim. Zamanın ilerlememesini, zamanın ilerleyen bir şey olduğundan bihaber olduğum zamanları özledim. Çocukluğun vurdumduymaz günlerini özledim. Sabahın sabah olduğunu idrak ettiğim zamanları özledim. Her sabah yeni bir sabah idi. Gün geçtikçe, büyüdükçe, sabahlar sabah olmaktan çıkmış, çizgisel zamanın bir parçası, bir noktası haline gelmişti. Devam eden, değişmeyerek devam eden bir şey parçasıydık…