olabilir

Farkında olabileceğimiz birçok şey varken, biz kendimizi sınırlıyoruz. Dikkatimizi gelip geçici şeyler üzerine veriyoruz. Verirken, kendimizi tüketiyoruz. Kafamızda sürekli bir uğultu geziyor. Kalbimizin üstünde sisli, buğulu bir hava. Sisli bir hava. Görmemize mâni, duymamıza mâni, sisli hava.

-Bu kadar meşguliyetin arasında?

Bir telefon konuşması;

-Nasılsın?
+Ne olsun.

Ne olsun? Çok şey olsun. Olabilecek şeyleri düşünebiliyor musun? Yapabileceğin şeyleri? Kendini neden heder ediyorsun her söyleminde? Söylemde kalmaktan yorulmadın mı? Ne olsun da nedir? Sisli bir hava var, göremiyorum görmem gerekeni, bu kadar meşguliyetin arasında… Ne olsun, başka çare var mı, demekten başka. Ne olsun. Gelip geçen insan yüzleri, hepsi bir iz bırakır, katmerlendirir insanın sisli havasını. Hepsi bırakır, kirini pasını. Kırmızı ışıkta beklerken aklıma gelenler. İnsanın aklına bir şey mi gelir? Gelir niye gelmesin? Ne biliyim, benim pek gelmiyor, genelde ben bir şey getirmeye çalışıyorum? Nasıl? Ne biliyim bir şey açıyor ve izliyorum.

Bu kadar bağırış ve çağırış, bu kadar gürültü arasında, meşguliyetinin arasında. Ne olmuş? Hiç ne olsun. Sabah bir orkestra var gelip dinlemek ister misin? Arka bahçemizde oluyor. Pek dinleyicisi olmuyor, insanlar uyuduğu için. Ben uyumuyorum. Dinleyenler arasındayım. Dinleyebilenler daha doğrusu. Kulak bu orkestrayı duyabilir ama dinleyemezmiş. Ben dinleyebilenler zümresine dahil oldum. Nasıl oldum diye sorsan cevap veremem. Ama bir şekilde dahil oldum işte.

Salonda unutulmuş, nereden geldiğini de pek hatırlamadığım orkide solmuş. İlgisizlikten mi? Orkide ne yapsın, bunca meşguliyetin arasında. Selam vermemişsin, halini hatrını sormamışsın. Kalbim.. Başı eğik kalmış yalnızca. Belki son nefesini veriyordur. Bırak bu kadar sabretmiş. Bırak..

Yorum bırakın