Tüm meşgalelerimin arasında baharı selamlayamadım. Bahar, o gelip geçici agahlık. Uyanışının kısa süreceğinin farkında olan bahar. İstanbul’da bahar bir başka güzel. Hiç umulmadık bir köşede erguvana selam verebilirsiniz. Hiç umulmadık yerden coşkuyla açmış mor salkımlar. Gözler alışılagelmişin dışında şeyleri görmekten sarhoş.
Kendimi bir parkta buldum. Hiç programım yoktu. O parka girmeye de pek niyet ettiğim söylenmez. Her zamanki kuru parkı göreceğim diye bekliyordum. İki tane bank, birkaç kedi yuvası ve çeşitli renklerde oranın sakini olan kediler. Kedilerin rızkına göz dikmiş kargalar. Öylece konulmuş bir kaydırak. Bu kadar sıradan şeylerin arasında sanki gökten inmiş gibi bir erguvan vardı. Erguvan vardı, bu kadar sıradan şeylerin arasında sanki gökten inmiş gibi. Gökten inmiş gibi, bu kadar sıradan şeylerin arasında bir erguvan vardı. Zaman artık hesap kitaba sığmayan o halindeydi. Tüm dertlerimden halas olmuş gibi pür neşeydim. Üzerimdeki tüm ağırlıkları, bedenimin ihtiyaçlarını orada, parka girmeden biraz evvel bırakmış gibiydim. Cennetten bir manzara sanki tam karşımdaydı. Biraz yaklaşsam, bir nefes alsam sanki o anın tüm letafeti, büyüsü kaybolacak gibi uçucuydu. Bu anı kaybedeceğim korkusundan dolayı dertlenmiştim. Ama, erguvan vardı. Evet, bu kadar sıradan şeylerin arasında bir erguvan vardı.

Yorum bırakın