Her geçen gün, aleyhimize işleme devam ediyor. Hayat mağrur ve dikbaşlı. Nisyan içinde tepkilere devam ediyorum. Hatırlasak, bu tepkilere ne hâcet değil mi? İnsan dilinde saklar, olacak olanları sanki? Bir şey kınasa, ölmeden başına gelmez. İddia makamında şarkılar bestelese, sınanmadan göçmez. Dil, aslan gibidir derler. Zapt etmezsen parçalarmış. Doymak bilmezmiş dil. Önüne ne gelse yermiş. Ömür, dilin imtihan ile geçiyor sanki. Ah senden ne çok çektik dil. Tutup kızası geliyor insanın, başka bir canlı sanki. Kendi kalbi, kolu bacağı, uzviyeti var sanki şu dilin. Güzel bir söz söylemek neden bu kadar zor? İnsanın içindeki diline mi vururmuş? Dil sahiline intikal edenler. Ne olduğuna işaret edermiş. Gözünü kapatsa insan, gözünün önünde canlanan, o karanlık sahnede canlanan ne olurmuş? Midesinin yanmasından mütevellit, şekilsiz çizgiler. Âdeta bir cimbakuka. Bir yerde okumuştum bu kelimeyi, eciş bücüş, ne olduğu belirsiz anlamına geliyor. Hafızam eğer beni yanıltmıyorsa. Neyse. Dil diyorduk, dilin imtihanı ile geçiyor dünya hayatı. İnsan ömrünün hülasası, dilin imtihanı. O kadar ikaz, o kadar nasihat, geçmek bilmez, ibret almak nedir bilmez mi insan? Dilini tutsa insan kazanacak.
“Şu dünya hayatı, oyundan ve oyalanmaktan başka bir şey değildir.” (Ankebût Suresi, 29/64)
Dünya hayatı. Allah’tan gayrı olan hayat, oyundan ve oyalanmaktan başka bir şey değil. Allah’tan uzaklaştığımız, bizi nisyana çeken hayat, oyundan ve oyalanmaktan başka bir şey değildir. Her şey birer perde. Boş konuşmak, dünya pamuk tarlası, dil ateş. Dil ne büyük âfet. Zelzele yanında el pençe divan. Nedir insanı bu kadar aşağılara sevk eden? Neresinden tutsa insanın elinde kalıyor. Haklı çıkma yarışı, tepkiler, yalanlar, yalanlar. Bu kadar pis koku niye var diye düşünmeye gerek yok. Yalan, dedikodu. Çiğ et. Maruz kaldıkça insan alışıyor. Alıştığına yayılıyor insan. Kalkıp hareket edesi gelmez. Yeni bir şey yapası, toparlanmak, ah nerede. İşine gelince iradesiz, işine gelince iradesi çetin. Ah dilinde yalan yuva yapmış insan. Âfetin en büyüğü sen, sen olmayan nefsin. Kişi, iki olduğunu bilmeden yürüyemezmiş. O dilin sen değilsin. Sükût et, sükût sensin. Aslı sükûtmuş insanın. Önünü arkasını görebildiğin halde, ne konuşuyorsun? Değil mi? Garip hayat işte. Nedâmet duymak için sanki batıyor insan. O buruk, nedâmet. Gelip geçene çaresiz bakakalmak.
Selâm olsun… Sükût edenlere, edebilenlere…

Yorum bırakın