“Her dakikımız, yapabildiğimiz şeyler için bir miattır. Her an bir eşref saattir. Hayat bir hesap cetveli değil mütemadî bir doğuş, oluş, ve küçük küçük ölüşlerdir. Hayat yapabildiğimiz şeylerdir. Nasıl ki her saniye doğanlar ve ölenler vardır. Ne hayatı, ne de ölümü münasip gördüğümüz miada ayar edemezsiniz. Mademki ölüm bizi her anımızda yakalayabilir, ölümden kaçırdığımız her an mühim bir hayat saniyesi demektir ve biz bu anımızda yapabileceğimizin fırsatını yani her saniyemizi yaşamak fırsatını kaçırmamalıyız.”
Hayatın geçiciliğini ve fâniliğini duymak, kulaklar için bir cennetir. Gayretkeş olmanın ve azami gayret göstermenin gerekliliğini sade ve yalın bir şekilde ifadesi ile karşılaşınca yaşadığım çırpıntıyı ifade edemem. ifadeden acizim. tahrire melal verir demeyeyim, ama acizim. Türkçemin zayıflığından mütevellit.
Hz. İsâ Aleyhisselâm, koyun sürüsü içerisinden bir koyunun kulağına bir şey fısıldamış. Koyun sürünün aksine, yemez içmez olmuş. Koyunun kulağına ölüm var diye fısıldamış Hz İsâ Aleyhisselâm. Ölümü hakkıyla tahattur etmek, lezzetlerin artık lezzet olmaktan çıkması demek. Ölümün hayatın tamamen dışında gözükmesinden bahsetmeye hacet yok. Yalnızca, okuduğum şeyleri bir yerde biriktirmek istedim. Mesela, tehir neden âfettir? Acele işe neden şeytan karışır? Teennîde rahmet var denir? Ama tehir de âfet değil mi? Her şeyin bir vakt-i merhunu yok mu? Azad olmayacak mı? Her şey küçük küçük ölürken aslında biraz da azad olmuyor mudur? Dünyanın kayıtlarından? Nefes almak demek ciğerlerin inip kalkması mı demek? Bazen kalbim ağzıma gelir gibi oluyor, burnum sızlıyor? Acaba ölümü hatırladığım için mi? Sence ne dersin? Öyle mi? Hayat gerçekten yapabildiğimiz şeyler mi? Bugün bir şey yapmaya kalkışana ne yapıyorlar görmüyor musun? Bütün herkes akid yapmış gibi vazgeçirmek için o iş yapacak olanı canını feda ediyor sanki. Öyle değil mi? Bilmem öyle mi? Namussuzluğu durduran var mı? Namus ne demek ki? Hani zaman, düğümleri açardı? Örmez miydi? Kim örer? Zaman mı açar?
Tehir gerçekten âfet mi? Âfet nedir? Önceki ve sonraki halin birbirinden ayırlışı mı? Her ân bir âfet değil mi? Her bir ölüm, ufak ufak, küçük küçük ölümler de bir âfet değil mi? Zaman, tehir, uçak mı tehir oldu? Yoksa zamanı gelince kalkacakmış, daha zamanı gelmemiş. Benim de zamanım gelmedi. Sen zamanın gelene kadar ne ile meşguldün diyeceklermiş. Hesap verecekmişiz. Allah’ım midem ile meşguldüm, tırnağım ile meşguldüm, kısacası, ölümü unutmak ile meşguldüm, gaflet körükçüsüymüşüm. İnsan nisyan ile malul imiş, demezler mi keyfine geleni nisyan mı etmiş insan. Nisyan ile malul imiş. Kalıptan ifadelerin mukallidi. Nasıl olsa tabii, Allah’ın rahmeti geniş demiş insanlar, ciğerleri sevinçten şişmiş. Kahkaha ile şişmiş. Kadayıf ile şişmiş. Sakal bıyık kadayıftan örülmüş. Şerbet parmakta.
Sesi sende duyuyor musun? Ölümün davulunu? Her ân çalmakta olan davulu? Dünya oyun eğlence yerindeki, oyun eğlencenin davulu mu? O gafletin davulu değil mi? Sen gafleti ne zannediyorsun? Agahlık da âfetmiş? Öyle mi? Öyleymiş, bir yerde okudum. Dünyanın direği de gafletmiş. Gaflette de rahmet varmış, herkes agâh olsa ne olurdu dünyanın hâli? Köprüler, yollar nasıl olacaktı? Süt helvası nasıl pişecekti? Agâh adamın süt helvası ile işi mi olurmuş? Bir dakika, dünyanın direği gaflet mi? Direk? Gaflet? Evet evet. Agâhlık âfetmiş.

Yorum bırakın